İdare Hukuku Nedir?

Devlet ve diğer kamu kurumları günlük hayatta bireyleri ve şirketleri doğrudan etkileyen çok sayıda karar almaktadır. Bir kamu görevlisinin atanması, disiplin cezası verilmesi, belediye tarafından ruhsat talebinin reddedilmesi, bir taşınmaz hakkında imar işlemi yapılması, idari para cezası uygulanması veya kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında kişinin zarara uğraması bunlardan yalnızca birkaçıdır.

Kamu idarelerinin sahip olduğu kamu gücü nedeniyle vatandaş ile idare arasındaki hukuki ilişki, kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinden farklı kurallara tabidir. Bu ilişkileri ve kamu idarelerinin faaliyetlerinin hukuki sınırlarını düzenleyen hukuk alanı idare hukuku olarak adlandırılmaktadır.

İdare hukuku yalnızca kamu kurumlarının görev ve yetkilerini belirleyen bir hukuk alanı değildir. Aynı zamanda kişilerin hukuka aykırı olduğunu düşündükleri idari işlemlere karşı başvurabilecekleri yolların ve idarenin verdiği zararların giderilmesine ilişkin esasların belirlenmesinde önemli rol oynar.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle kamu kurumları tarafından gerçekleştirilen işlemler hukuki denetimin dışında değildir. İdarenin yetkilerini hukuka, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun biçimde kullanması gerekir.

İdare Hukuku Nedir ve Hangi Konuları Kapsar?

İdare hukuku, kamu idarelerinin kuruluşunu, faaliyetlerini, kamu hizmetlerinin yürütülmesini ve idare ile kişiler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkları düzenleyen kamu hukuku dalıdır.

Bakanlıklar, belediyeler, valilikler, kaymakamlıklar, üniversiteler, düzenleyici ve denetleyici kurumlar ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından gerçekleştirilen pek çok işlem idare hukukunun konusuna girebilir.

İdare hukukunun kapsamı oldukça geniştir. Başlıca çalışma alanları arasında;

  • idari işlemlerin iptali,

  • idari eylemlerden kaynaklanan zararlar,

  • kamu personeli ve memur uyuşmazlıkları,

  • disiplin cezaları,

  • atama ve görevden alma işlemleri,

  • ruhsat ve izin işlemleri,

  • imar uygulamaları,

  • kamulaştırma işlemleri,

  • kamu ihaleleri,

  • idari para cezaları,

  • kamu hizmetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar,

  • idari sözleşmeler,

  • öğrenci ve üniversite uyuşmazlıkları

yer almaktadır.

İdari uyuşmazlıkların önemli bir özelliği, işlemi gerçekleştiren taraflardan birinin kamu gücüne sahip olmasıdır. Ancak kamu gücüne sahip olmak idarenin sınırsız yetkiye sahip olduğu anlamına gelmez.

İdare, Anayasa ve kanunlarla kendisine tanınan yetkileri hukuka uygun olarak kullanmak zorundadır. İdari yargı denetiminin temel amaçlarından biri de idarenin hukuka bağlılığını sağlamaktır.

İdari İşlem Nedir ve Hangi Nedenlerle İptal Edilebilir?

İdare hukukunda en önemli kavramlardan biri idari işlemdir. İdari işlem, kamu idaresinin kamu gücüne dayanarak hukuki sonuç doğurmak amacıyla gerçekleştirdiği tek taraflı işlemleri ifade eder.

Örneğin bir belediyenin işyeri ruhsatı talebini reddetmesi, kamu görevlisine disiplin cezası verilmesi, memurun başka bir göreve atanması, öğrencinin üniversiteden uzaklaştırılması veya belirli bir faaliyet için idari para cezası uygulanması idari işlem niteliğinde olabilir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında idari işlemler;

yetki, şekil, sebep, konu ve maksat

unsurları yönünden hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmaktadır. Danıştay kararlarında da idari işlemlerin bu beş unsur yönünden yargısal denetime tabi olduğu açıkça kabul edilmektedir.

Yetki, idari işlemi hangi makamın veya kamu görevlisinin gerçekleştirebileceğini ifade eder. Kanunen başka bir makam tarafından verilmesi gereken kararın yetkisiz bir makam tarafından alınması hukuka aykırılık oluşturabilir.

Şekil, işlemin hazırlanması ve tesis edilmesi sırasında uyulması gereken usulleri ifade eder. Kanunun zorunlu tuttuğu kurul kararının alınmaması, savunma hakkının kullandırılmaması veya gerekli prosedürlerin uygulanmaması şekil yönünden uyuşmazlık doğurabilir.

Sebep, idareyi işlem yapmaya yönelten maddi veya hukuki olaydır.

Konu, idari işlemin meydana getirdiği hukuki sonucu ifade eder.

Maksat ise idari işlemin ulaşmayı amaçladığı sonucu ifade eder. İdari işlemlerin nihai olarak kamu yararı amacıyla gerçekleştirilmesi gerekir.

Bu unsurlardan bir veya birkaçında hukuka aykırılık bulunması durumunda şartları oluştuğu takdirde ilgili işlemin iptali amacıyla idari yargıya başvurulabilir.

İptal Davası Nedir ve Kimler İptal Davası Açabilir?

İptal davası, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir idari işlemin ortadan kaldırılması amacıyla açılan temel idari dava türlerinden biridir.

İptal davasının temel amacı kişiye tazminat ödenmesi değil, hukuka aykırı idari işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasıdır.

2577 sayılı Kanun kapsamında yetki, şekil, sebep, konu veya maksat unsurlarından biri yönünden hukuka aykırı olduğu ileri sürülen idari işlemler hakkında, menfaatleri ihlal edilen kişiler tarafından iptal davası açılması mümkündür.

Ancak herkes her idari işleme karşı dava açamaz. Dava açan kişi ile dava konusu işlem arasında hukuken korunmaya değer bir menfaat ilişkisi bulunması gerekir.

Danıştay uygulamasında da dava konusu idari işlem ile davacı arasında kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin bulunması önem taşımaktadır.

Örneğin;

  • memurun görevden alınması,

  • kamu görevlisine verilen disiplin cezası,

  • imar planı değişikliği,

  • ruhsat iptali,

  • ruhsat başvurusunun reddi,

  • öğrenci hakkında verilen disiplin kararı,

  • idari yaptırım işlemleri

somut olayın özelliklerine göre iptal davasına konu olabilir.

İptal davası sonucunda mahkeme idari işlemi hukuka aykırı bulursa işlemin iptaline karar verebilir. İptal kararının hukuki etkileri olayın ve işlemin niteliğine göre değerlendirilir.

İdarenin mahkeme kararlarını uygulaması da hukuk devleti ilkesinin önemli bir sonucudur. Anayasa Mahkemesi kararlarında, yargı kararlarının uygulanmamasının idarenin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açık olmasını anlamsız hâle getireceğine dikkat çekilmektedir.

Tam Yargı Davası Nedir ve İdareden Tazminat Nasıl Talep Edilir?

İdare hukukunun ikinci önemli dava türü tam yargı davasıdır.

Tam yargı davasında kişinin amacı yalnızca idari işlemin iptal edilmesi değildir. İdari işlem veya eylem nedeniyle meydana gelen maddi veya manevi zararın giderilmesi talep edilir.

İdarenin yürüttüğü kamu hizmetleri sırasında kişilerin zarar görmesi mümkündür. Örneğin kamu hizmetinin geç işlemesi, hiç işlememesi veya kötü işlemesi nedeniyle bir zarar meydana gelebilir.

Aynı şekilde hukuka aykırı bir idari işlem nedeniyle kişinin ekonomik kayba uğraması da söz konusu olabilir.

Tam yargı davalarında kişinin uğradığı zarar ile idari eylem veya işlem arasındaki hukuki bağ değerlendirilir.

2577 sayılı Kanun, bir idari işlem nedeniyle hakkı ihlal edilen kişinin doğrudan tam yargı davası açabilmesine, iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilmesine veya belirli şartlarla önce iptal davası açıp daha sonra tam yargı davasına başvurabilmesine imkân tanımaktadır. Danıştay’ın güncel kararlarında da bu sistem açıkça uygulanmaktadır.

Örneğin hukuka aykırı biçimde görevinden alınan bir kamu görevlisinin işlemin iptalinden sonra işlem nedeniyle uğradığı belirli maddi zararların giderilmesini talep etmesi gündeme gelebilir.

Bununla birlikte tam yargı davalarında zarar miktarının belirlenmesi, idarenin sorumluluğu, illiyet bağı ve başvuru süreleri gibi pek çok unsur birlikte değerlendirilmelidir.

İdari Davalarda Dava Açma Süresi Ne Kadardır?

İdare hukukunda en önemli konulardan biri dava açma süresidir. Çünkü hukuka aykırı olduğu düşünülen bir işlemin bulunması tek başına dava açılması için yeterli değildir. Davanın kanunda belirlenen süre içerisinde açılması gerekir.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’ndaki genel düzenlemeye göre özel kanunlarda ayrıca bir süre öngörülmemişse idare mahkemelerinde dava açma süresi genel olarak 60 gündür.

Sürenin başlangıcının belirlenmesinde işlemin kişiye ne zaman ve nasıl bildirildiği önemlidir. Anayasa’nın 125. maddesinde de idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı belirtilmektedir.

Ancak bütün idari uyuşmazlıklarda 60 günlük sürenin uygulanacağını düşünmek doğru değildir.

Özel kanunlarda farklı dava açma süreleri öngörülebilir. Ayrıca 2577 sayılı Kanun kapsamında ivedi yargılama usulüne tabi belirli uyuşmazlıklarda genel süreden farklı olarak 30 günlük dava açma süreleri söz konusu olabilmektedir. Danıştay da özel süre bulunmayan idari uyuşmazlıklarda genel sürenin 60 gün olduğunu ve ivedi yargılama usulünde farklı kurallar bulunduğunu kararlarında açıkça belirtmektedir.

Bu nedenle bir idari kararın tebliğ edilmesi durumunda yalnızca işlemin içeriğine değil, işlemin hangi mevzuata dayandığına ve hangi özel dava açma süresine tabi olduğuna da bakılması gerekir.

Sürenin kaçırılması davanın esasının incelenmesine engel olabileceğinden idari uyuşmazlıklarda tebligat tarihi son derece önemlidir.

İdari İşleme İtiraz ve Üst Makama Başvuru Nasıl Yapılır?

Bir idari işlemle karşılaşan kişinin her durumda doğrudan mahkemeye başvurması gerekmeyebilir. Bazı durumlarda dava açılmadan önce idari makamlar nezdinde başvuru yapılması mümkündür.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesi kapsamında ilgililer, dava açmadan önce işlemin;

  • kaldırılmasını,

  • geri alınmasını,

  • değiştirilmesini

  • veya yeni bir işlem yapılmasını

üst makamdan, üst makam bulunmuyorsa işlemi gerçekleştiren makamdan talep edebilir.

Genel sisteme tabi uyuşmazlıklarda dava açma süresi içerisinde gerçekleştirilen bu başvuru, işlemekte olan dava açma süresini durdurabilir. İdare tarafından 30 gün içerisinde cevap verilmemesi durumunda talep reddedilmiş sayılmaktadır.

Ancak her idari uyuşmazlıkta İYUK 11 kapsamında yapılan başvurunun süreyi durduracağını düşünmek doğru değildir.

Örneğin ivedi yargılama usulüne tabi bazı işlemlerde 11. madde hükümleri uygulanmamaktadır. Ayrıca özel kanunlarda dava açmadan önce yapılması zorunlu farklı idari başvuru yolları bulunabilir.

Kamu ihale uyuşmazlıklarındaki şikâyet ve itirazen şikâyet süreçleri buna örnek gösterilebilir. Danıştay uygulamasında belirli ihale uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce mevzuatta öngörülen zorunlu başvuru yollarının tamamlanması gerektiği kabul edilmektedir.

Dolayısıyla idari başvuru yapılmadan önce başvurunun zorunlu olup olmadığı ve dava açma süresine etkisinin belirlenmesi gerekir.

Yürütmenin Durdurulması Kararı Nedir?

Bir idari işlemin iptali amacıyla dava açılması, kural olarak işlemin uygulanmasını kendiliğinden durdurmaz.

Bu nedenle bazı durumlarda davacı açısından yürütmenin durdurulması talebi büyük önem taşımaktadır.

Yürütmenin durdurulması, dava konusu idari işlemin yargılama devam ederken geçici olarak uygulanmasının engellenmesini sağlayabilen hukuki bir tedbirdir.

Ancak yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için yalnızca dava açılmış olması yeterli değildir.

Anayasal ve yasal sistem kapsamında temel olarak;

idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması

ve

işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması

şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Örneğin kişinin mesleki hayatını önemli ölçüde etkileyebilecek bir idari işlem, belirli koşullarda yürütmenin durdurulması talebine konu olabilir.

Mahkeme, yürütmenin durdurulması talebini dava dosyasının özelliklerine ve kanundaki şartlara göre değerlendirir.

Bu nedenle yürütmenin durdurulması talebinde bulunulurken yalnızca “işlem hukuka aykırıdır” denilmesi yerine, işlemin hangi nedenle açıkça hukuka aykırı olduğu ve uygulanması durumunda ne tür telafisi güç zararların meydana geleceği somut olarak ortaya konulmalıdır.

Kamu Personeli, İmar, Kamulaştırma ve Diğer İdari Uyuşmazlıklar

İdare hukuku davaları çok geniş bir uyuşmazlık alanına sahiptir. Uygulamada en sık karşılaşılan alanlardan biri kamu personeli hukukudur.

Memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında gerçekleştirilen;

  • atama,

  • görevden alma,

  • görev yeri değişikliği,

  • disiplin cezası,

  • kadro,

  • derece ve kıdem,

  • özlük ve parasal haklar,

  • sözlü sınav ve mülakat,

  • görevde yükselme

işlemleri idari uyuşmazlıklara konu olabilir.

Danıştay kararlarında kamu personeli hakkında kullanılan takdir yetkisinin de sınırsız olmadığı; idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından yargısal denetime tabi olduğu belirtilmektedir.

İdare hukukunun yoğun olarak uygulandığı bir diğer alan imar hukukudur. Belediyeler ve diğer yetkili idareler tarafından gerçekleştirilen imar planları, plan değişiklikleri, yapı ruhsatları, yapı kullanma izinleri, yıkım kararları ve imar para cezaları idari dava konusu olabilmektedir.

Kamulaştırma süreçlerinde ise kamu yararı amacıyla özel mülkiyette bulunan taşınmazların kamu idaresince edinilmesine ilişkin farklı idari ve adli süreçler gündeme gelebilir. Kamulaştırmaya ilişkin işlemin hangi aşamasına itiraz edildiğine göre görevli yargı kolu ve izlenecek hukuki yol değişebilir.

İdari para cezaları, ruhsat işlemleri, öğrenciler hakkında gerçekleştirilen disiplin işlemleri, kamu ihaleleri ve meslek kuruluşlarının kararları da idare hukukunda sıklıkla karşılaşılan uyuşmazlıklar arasında bulunmaktadır.

Bu nedenle bir kamu kurumu tarafından gerçekleştirilen her işlemde aynı dava türünün veya aynı başvuru süresinin uygulanması mümkün değildir.

İdare Hukuku Avukatı Hangi Konularda Destek Sağlar?

İdari uyuşmazlıklar, hem özel usul kurallarına hem de kısa ve kesin dava sürelerine sahip olması nedeniyle dikkatli şekilde takip edilmesi gereken hukuki süreçlerdir.

Bir idare hukuku avukatı, uyuşmazlığın niteliğine göre idari işlemin incelenmesi, idari başvuruların hazırlanması, iptal ve tam yargı davalarının açılması ve idari yargılama sürecinin takip edilmesi konularında hukuki destek sağlayabilir.

İdare hukuku kapsamında hukuki destek alınabilecek başlıca alanlar arasında;

  • iptal davaları,

  • tam yargı ve tazminat davaları,

  • yürütmenin durdurulması talepleri,

  • memur ve kamu personeli davaları,

  • disiplin cezalarına karşı başvurular,

  • atama ve görevden alma işlemleri,

  • belediye işlemleri,

  • ruhsat ve izin uyuşmazlıkları,

  • imar işlemleri,

  • kamulaştırma uyuşmazlıkları,

  • idari para cezaları,

  • kamu ihale uyuşmazlıkları,

  • öğrenci ve üniversite işlemleri

yer alabilir.

İdari işlemlere karşı hukuki yol belirlenirken öncelikle işlemin niteliği tespit edilmelidir. Ardından görevli ve yetkili mahkeme, dava açma süresi, önceden yapılması gereken zorunlu idari başvurular ve uygulanabilecek dava türü değerlendirilmelidir.

Özellikle idari davalarda dava süresinin kaçırılması önemli hak kayıplarına yol açabileceğinden işlemin tebliğ edildiği tarih ve tebligat belgeleri muhafaza edilmelidir.

Sonuç olarak idare hukuku, kamu kurumları ile bireyler ve şirketler arasındaki hukuki ilişkilerin düzenlenmesi ve kamu gücünün hukuka uygun biçimde kullanılmasının sağlanması açısından temel hukuk alanlarından biridir.

Bir kamu kurumunun kararının kesin veya uygulanabilir görünmesi, işlemin hiçbir şekilde yargısal denetime tabi olmadığı anlamına gelmez. Anayasal sistemde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğu yargı tarafından denetlenebilir.

İptal davası, tam yargı davası, idari başvuru ve yürütmenin durdurulması gibi hukuki mekanizmalar kişilerin kamu idareleri karşısında haklarını koruyabilmesine olanak sağlar.

Ancak her idari uyuşmazlığın konusu, dava süresi ve uygulanacak hukuki yöntem farklı olabileceğinden somut olayın ve ilgili mevzuatın birlikte değerlendirilmesi önem taşımaktadır.